Belediyecilik Vizyonu

Belediyecilik Vizyonu

Kocamaz, “72 milletin yaşadığı yerde insanları bir ortak payda etrafında birleştirdik” diyordu Tarsus için. Tarsus ortak paydasıydı bu. Hedefinde toplumsal huzuru sağlamak vardı öncelikle. Mersin’de iç karışıklıklar, terör olayları yaşanırken, Tarsus sakin ve asayiş yönünden kendinden emindi. 1998 yılında dönemin valisi Burhanettin Kocamaz’ı çağırarak, dikkatini çeken bu durumu sordu:
“Mersin'de olay oluyor, Tarsus'ta olay olmuyor. Nedeni nedir?”
Kocamaz, çözümü kısaca valiye aktarmıştı:
“Sayın Valim, her yere yol açacak, her yeri her yere bağlayacaksınız. Böylece herkes mecbur kaldığı için değil, rutin işine gidip gelirken o bölgelerden geçecek, insanlar birbiriyle kaynaşacak.”

Kocamaz, Belediye Başkanlığı döneminde, solun kalesi olarak bilinen ve her an çeşitli siyasi patlamaların yaşanabileceği Tarsus’ta insanların birbirinden kopuk değil de iletişim halinde olmaları halinde olası tehlikenin önüne geçeceğini öngörüyordu. Mahalleler birbirinden uzak ve kendi içine kapanmış şekilde olursa her bölgeye bir görüş hakim olmak isteyecek ve çatışmalara zemin hazırlanabilecekti. Kocamaz, ayrılıkları gidermek, ayrılıkçıların hedeflerini yok etmek için yolların kesişmesi planını uyguladı. 2 artı yarım bulvar ile 11 caddesi olan Tarsus’a kısa zamanda 20 bulvar ve 70 cadde kazandırmıştı. Valiye söylediği buydu: Yollar yapılmalı ki insanlar birbiriyle kaynaşsın… Yolu tamamlayıcı unsurlar da ekleninceTarsus, çekişmesiz, çatışmasız bir merkez olmuştu. Kocamaz, tamamlayıcı unsurları şöyle özetliyor:

“Hemşehricilik ruhunu geliştirdik, yeraltı ve yerüstü değerlerine sahip çıktık. Kenti tarihin derinliklerinden bugüne taşıyan tüm değerleri hem ortaya çıkardık hem de sahiplendik. 1998 yılında Gazi Üniversitesi'yle birlikte bir Tarsus Sempozyumu yaptırmıştım. Ekonomisinden folkloruna, kültürel değerlerinden ticaretine, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden florasına kadar bütünüyle Tarsus'u ele almıştık. Sempozyumdaki sunumları bir kitap haline getirdik. Tabii bunları yaparken, o zaman bu Tarsus Mersin arasındaki otoban tamamlanmış değil, belli yerlerde patlatmalar yapılıyor. Bu patlatmalar neticesinde mesela mağara bulduk. Ashabı Kehf'in alt bölgesinde, Taş Kuyu köyü sınırları içerisinde. Muazzam bir mağara… Bu mağarayı da bir turizm objesi olarak değerlendirmemiz gerekir dedik. Maden Tetkik Arama tarafından sarkıt ve dikitleri incelenerek yapılan araştırmalarda mağaranın  geçmişinin 10milyon yıl öncesine dayandığı ortaya çıktı…”

Burhanettin Kocamaz, Tarsus'ta Çukurova Bölgesel hava alanı planına da müdahale etmişti. Çünkü doğru olanı yapmak kadar yanlış yapılana karşı çıkmak da gerekiyordu. Havaalanı için seçilen bölgenin yanlış olduğuna inanıyordu. Birinci sınıf tarım
arazisini şantiyeye çevrilmiş, 10.000 dönüm arazi heba olmuştu. Ayrıca inşaat başlamıştı başlamasına ama yılan hikayesine dönmüş, sonu belirsiz bir süre söz konusu olmuştu. Kocamaz, bölgenin yanlış olduğuna dair milletvekillerini, bazı siyasi partileri devreye sokmuştu. Çok uğraşmış, 1994’ten beri 10 yıl emek vermiş, Tarsus sahillerini turizm bölgesi ilan ettirmişti. Haliyle havaalanının da turizm bölgesi ilan edilen şeride yakın olması gerekiyordu. Havaalanı sahillere uzak olmamalıydı. Dünyanın her yerinde kural aynıydı. Yakın olacak, ulaşım kolaylıkla sağlanacaktı. Diğer türlü güneyin yakıcı, kavurucu havasında uzun yolculuk yapmak avantaj değil dezavantaj yaratırdı. Hem turizm bölgesine yakın olan arazi çoraktı ve devlete aitti. Devlet de kazanacaktı bu yönüyle. Ancak hangi akla hizmet olmalı ki birinci sınıf tarım arazisi havaalanı olarak belirlendi. Çevredeki tarım arazileri de araç ve uçakların salınım yapacağı egzoz dumanından olumsuz etkilenecekti.

Kocamaz’a göre havaalanı meselesinden daha büyük ve daha kritik bir konu daha vardı ki o da Akkuyu’da yapımına başlanan nükleer santraldi. Onca zaman uğraşıp 8 ayrı turizm bölgesi ilanını başardıktan sonra bunların tam ortasına nükleer santral yapılıyordu. Delirmemek elde değildi! Bu kadar sorumsuz, öngörüsüz ve hem insana hem doğaya zararlı uygulamaları görmek yeryüzünde sadece Türkiye’ye özgü olmalıydı. Kocamaz, projeye şiddetle karşı çıkmıştı. ÇED raporu mahkemeye sunmuş, santralin yapımının durdurulmasını istemişti. Gücü yetmemişti yazık ki. Akkuyu’da inşaat başlamıştı bile.

Kocamaz’ın itirazları Ankara’yı rahatsız etmişti. Gelen bir heyet, “Sen Mersin’in projeleri için hem hükümetten destek istiyorsun hem de hükümetin aldığı karara karşı çıkıyorsun” demişti.
Kocamaz da yapıştırmıştı yanıtını:
“Mesele hükümete karşı çıkmak değil. Mesele şu ki ben, memlekete sahip çıkıyorum ve kendimi mecbur hissediyorum. Bakın,
gelecek nesillere karşı taşıdığımız bir vebal var.”
Bir an sustu, o kederli anlar bir an zihninde canlandı. Yüreğini yakıcı bir duygu kapladı. Ancak duygusal olmanın sırası değildi,
duyduğu ezici hatırayı baskıladı ve devam etti:
“Üstelik kendi evladını lösemiden kaybetmiş bir baba olarak söylüyorum. Çernobil'i hatırlamanızı rica ediyorum. Fukuşima’daki felaketi de! Bizim bölgemizde santrali ne ile soğutacaksınız? Akdeniz’in ılık suyu ile mi? En büyük felaketler, soğutma yapılamadığında meydana gelen patlamalardan kaynaklanıyor. Başka yer mi bulamadınız da deprem bölgesine ve doğanın muhteşem dans ettiği bu eşsiz coğrafyayı seçtiniz? O yüzden benden  böyle bir konuda destek beklemeyin.”

Heyet, bu sözlere hak vermişti ama onun dışında başka bir etki olmamıştı. Burhanettin Kocamaz, Don Kişot gibi yel değirmenlerine saldırıyordu tek başına ama sonuç alamıyordu. Kocamaz’ın itirazları, verdiği savaşlar dikkat çekiyor, rant ve çıkar çevrelerini rahatsız ediyordu. Ankara’ya yakın bazı oluşumlar, “Koparın şu adamın kellesini” diye feryat ediyor, elden ne gelirse yapılıyordu. İftiralardan karalama kampanyalarına, itibarsızlaştırma çabalarından operasyon şovlarına kadar her yol deneniyor ama kimse anlamasa da Burhanettin Kocamaz asla geri adım atmıyordu.