Tarsus Mersin Ülke Sevdası

Tarsus Mersin Ülke Sevdası

Tarsus gerçekten de bir sevdaydı Başkan Kocamaz için. Nice aşklara sahne olmuş, Kleopatra ile Antonius'u buluşturmuş,
tarih boyunca sancak beyliği yapmış, stratejik ve ticari merkez haline gelmiş bir şehirdi Tarsus.Akşam üstleriTarsus’un evlerine, ağaçlarına, toprağının buğulu uzantılarına bakarken, şehrin başına gelen talihsizliği kabul edemiyordu. Bu güzelim toprakları terör örgütleri üs edinmişti çünkü. İnsanlar, korku imparatorluğunun baskısı altındaydı. Aşkın, tarihin, zenginliğin sembolü olan Tarsus’un bu sorununu çözmek için aklında plan yapıyordu. En doğru yol, teröre karşı ekonomik ve insana dokunan, onu mutlu edecek bir yöntemle karşılık vermek, istismar oyuncaklarını ellerinden almaktı.

O halde…
Altyapı çalışmalarını teröristin cirit attığı dış mahallelerde başlatacaktı. Kendisini destekleyen seçmenin olduğu bölgelerden başlarsa eğer, terör örgütleri “yoksulluk-halk” söylemleriyle istismar edecekti. Oy veren kesim ise “Oyu bizden alıyorsunuz, hizmeti oraya götürüyorsunuz” diye söylenecekti elbette. Varsın, homurtular yükselsin. Alınacak sonuç iki yönlü kazanç sağlayacaktı. Teröristi ayakta tutan ideolojik kandırmacalar ve siyasi sömürü boşa çıkacak, oy verenler de bunun nedenini anladığında duacı olacaklardı.

Planı tutuyordu. Şehir içinde 3230 ahırı yıktırmıştı. Hayvancılık yapmak isteyenler artık şehrin dışına çıkacaktı. Böylece koku ve sağlığa aykırı etkenler gibi sorunlar kalmıyordu. Hayvancılık sektöründeki rant şebekesi hemen harekete geçmiş, Başkan Kocamaz’ı tehdit etmeye varan bir kuşatma çabasına girmişti. Kocamaz, aldırış etmedi bile. O’nun bu kararlı duruşu, rant şebekesine tokat gibi ders olmuştu. Sırada semt pazarları vardı. Seyyar satıcıların ayağını kesmişti sokaklardan. Gürültü kirliliği de önlenmişti bu yolla. Alternatif olarak semt pazarlarını oluşturmaya başladı.
Yine itirazlar, bir araya gelip protesto eden seyyar satıcılar, tepkiler:
“Geçmiş belediyeler bunu denedi, başaramadı. Siz nasıl başaracaksınız?”
“Biz kuralları koyar, takip ederiz” demişti Başkan Kocamaz.
O kadar!
Bir zaman sonra protestocuların sesi kesildiği gibi yeni durumun yarattığı memnuniyet dile getirilmeye başlandı. Belediye denince işi bir de dürüstlük ve şeffaflık tarafı olmalıydı. Türkiye’de ara ki bulasın. Tarsus bulmuştu ama! İhaleler televizyon kanallarından naklen veriliyor, halkın denetim ve gözetimine sunuluyordu. Belediye meclisi toplantıları da aynı şekilde gerçekleşiyordu. Kapalı kapılar ardında pazarlıklar, komisyon anlaşmaları, meclis üyesinin geçmişte çok tartışılan rüşvet ve kayırma gücünün olduğu dönemler bitmiş, şaibe ortamları geride kalmıştı.

Tüm bunlara karşılık Başkan Kocamaz’ın, ayrım gözetmeden herkese eşit mesafede durması, MHP’liler olarak, belediyeyi kendi menfaatlerimiz doğrultusunda yönetmememiz kimilerinin canını sıkıyordu. Çünkü ayrıcalık bekliyorlardı. En azından bir kısım ihalenin kendi partisinden insanlara verilmesi gerekmez miydi? Kocamaz’a göre hayır! Herkes eşitti çünkü. Ne partililere ne de aileden birilerine. Hiçbir imtiyaz söz konusu bile olamazdı. Gelsinler normal vatandaş gibi, rekabet etsinler, haklarıyla kazansınlar. Kardeşi, babası bile olsa kural aynıydı. Elbette dikkat çeken bu adil sistem, diğer siyasi partilerden insanlarda da Başkan Kocamaz’a karşı sempati ve hayranlık uyandırıyordu.

Kocamaz, partisinden yükselen sitemleri hoşgörüyle karşılarken, halkla iç içe olmayı sürdürüyordu. Örneğin, bir düğün veya toplantı söz konusu olduğunda hiç üşenmeden katılıyor, moral veriyor, yanlarında olduğunu hissettiriyordu. Bazen eline mendili alıp halay başı olarak meydana çıkıyor, ortaokuldan beri içinde olduğu folklor kültürünün hünerlerini yansıtıyordu.

Eşitlik, adalet ve kente sahip çıkma ilkesini başka alanlarda da kurumsallaştırmak gerekiyordu. Belediye meclisinin çalışma sisteminde göze çarpan bariz aksaklıklara da neşter vurmanın gerekliliği ortadaydı. Burhanettin Kocamaz, meclisin belediye yönetimini rasyonel anlamda yönlendirme konusunda yetersiz kaldığına tanık oluyordu. Bir alternatif geliştirme gereğini duydu. Her meslek grubunu kapsayacak şekilde konsey oluşturacaktı. Aralarında mühendis, mimar, avukat, iktisatçı, esnaf, kadın temsilcilerinin de olduğu geniş katılımlı bir meclisin oluşturulmasını gündeme getirdi. Meclisin yaptırım gücü olmayacaktı, ama yol gösterici, yön belirleyici misyonu olacaktı. Başarılı şekilde kurulmuştu meclis. Buna karşılık Başkan Kocamaz, sadece kent meclisinin yeterli olmayacağını, ayrıca kadın, çocuk, gençlik ve esnaf meclislerinin kurulmasını istiyordu. Öncülük etti ve tümünü oluşturdu. 1999 yılında kent konseyleri gündeme gelince, ilk olarak Tarsus mercek altına alınmıştı. Kocamaz’ın kurduğu meclisleri inceleyen heyetler,
“Bize çığır açtınız. Sizin hazırlamış olduğunuz tüzüğü geliştirip  konseylere uyarlayacağız” diyorlardı. Kocamaz’ın açtığı yolda çoğalan kent konseyleri kentle ilgili mücadelelerini organize şekilde birlikte sürdürüyor, kent hayatına önemli katkılar sağlıyordu. Konseye siyasi yönlendirmenin karıştırılmaması prensibine bağlı kalarak tabii ki.